DEVLETE MERHAMET VE ADALET ÇAĞRISI...

Arşiv Forum

Administrator
Yönetici
Katılım
29 Ağu 2021
Mesajlar
587,373
Tepki
0
Puan
36
‘’Allah; merhametli ve adildir, merhametli ve adil olanları sever.’’ Allah

‘’Suçluyu yargılamadan önce, onu suça itenin yüreğine bakmak gerekir.’’ Halil Cibran

İnsan psikolojisi diye bir şey vardır ve insançocukları da çeşit çeşittir. Bu yüzden insanı çok iyi analiz etmek ve anlamak gerekir. Seven ve merhametli olan kesinlikle bu yolu takip eder, ruhu ve beyni bozuk olan ise tam tersini. Kimisi okur, kimisi okumaz; kimisi düşünür, kimisi düşünmez; kimisi sorgular, kimisi sorgusuz sualsiz inanır ve itaat eder; kimisi çabuk kanar aldanır, kimisi kolay lokma değildir; kimisi aşırı duygusaldır, kimisi vahşi tabiatlıdır; kimisi kesin inançlıdır, kimisi şüphecidir. Bu yüzden hiçbir insançocuğuna karşı önyargılı olmamak ve kalıpçı bakmamak icap eder. Haddizatında en özünde insan dediğin masumdur, ne kadar da zalimliğe meyletse de, hissederseniz şayet, ne demek istediğimi ihsas edersiniz, çünkü o cahil ve nankördür, bu yüzden de zalim olabilmektedir. Tabi bu demek değildir ki, zalimler hoş görülmelidir ve zulümlerine eyvallah edilmelidir, asla ve kata. İnsanı tanımadan, insanı yargılamak kesinlikle zalimliktir. İnsan girift ve çetrefilli bir yapıya sahiptir, bu yüzden de tarih boyunca hep muamma olarak kalmıştır. Engin hoşgörünüze ve derin anlayışınıza sığınarak söylemek istiyorum; mesela, bendeniz, hayatımı hep şüphe ederek ve sorgulayarak yaşadım. Bu yüzden de hiçbir kimseye, hiçbir gruba, hiçbir fraksiyona mutlak biat içinde olmadım, onlar esir almak istediler, bendeniz özgürlüğümden taviz vermedim, onlar söyleneni sorgusuz sualsiz tatbik etmemi istediler, bendeniz ise şüphe etmeyi ve sorgulamayı tercih ettim, onlar kendilerini okumamı istediler, bendeniz ise kozmopolit bir yapıya sahiptim ve çeşitliliği sevdim hep, zaten onlarda beni kabullenemediler ama kabullenirmiş gibi yaptılar kazanmak adına, çünkü insicamı bozabileceğimden tereddüt ettiler, böylesi bir şeyde işlerine gelmeyeceğinden, hep mesafeli oldular, zira tek tipleştirilmiş bir yapıda meydana soru bırakmak büyük tehdit ve tehlikedir. Çünkü şahıslar ya da yapılar, her daim, düşünmeyen, sormayan, sorgulamayan, şüphe etmeyen, sorgusuz sualsiz biat edecek insanlar isterler. Belki bendeniz o zamanlarda gençte olsam özgür kalmayı becerebildim ama herkeste bunu beceremeyebilir. Bunu neden söylüyorum? Özellikle gençler zaviyesinden bu durumu tahlil etmek istersek, gençler bugünlerde üniversite yollarına düşmek üzereler, yüz binlerce genç verdikleri emeklerin meyvelerini toplamak adına, okumak, geleceklerini kazanmak, altın bilezik sahibi olmak için bir kuş misali yuvalarından uçmaya hazırlanıyorlar, hepsinin heybesinde güzel düşler var, umut besliyorlar, hayaller kuruyorlar yarınlara dair. Hepsi de merhameti ve adaleti hak ediyorlar sonuna kadar. Hepsi masum, hepsi çaresiz, hepsi tertemiz, hepsi özgür ruhlu güzel çocuklar. Ama onları bekleyenlerde var bu arada, onlardan daha tecrübeli, daha kurt, hepsi birer tezgâhtar olan kişiler, yapılar. Bu yüzden, bu gençlere yani yarınlara, istikbale ve istiklale sahip çıkılmalıdır. Onları kurtlar sofrasına bırakıp, sonrada neden düştün diye sorgulayıp, yargılamak ne adalete ne de merhamete sığmaz. Ayrıca her insanın özgürce yaşamak ve düşündüğünü söylemek hakkı da vardır ve bu hak doğmasıyla kazandığı bir haktır, kimse vermemiştir, kimsenin de almaya hakkı yoktur filhakika, velâkin alınmaktadır ve yapabilecek bir şeyde yoktur. Bu yüzden alınması gereken herhangi bir önlem var ise önceden alınmalıdır, sonradan önyargıyla yargılamamak ve ruhları paramparça etmemek, hayalleri yerle yeksan eylememek için. O gençler açıkça uyarılmalıdır, aydınlatılmalıdır muhtemel tehlike ve tehditlere karşı. Şayet tehlikeli görülen yapılar ve şahıslar var ise şimdiden o gençlere açıkça söylenmelidir ki, yarınlarda onlar suçlanmasınlar ve verdikleri emek heba olmasın. Yahut apaçık olarak, kesin ve net şekilde, tehdit ve tehlike teşkil ettiği düşünülen şahıslar ve yapılar ekarte edilmelidir. Ki, umutları uçup gitmesin, hayalleri kararmasın, düşleri kirlenmesin taptaze dimağların. Devlet, şayet baba ise, çocuklarına sahip çıkmalıdır ve onları kurtlar sofrasında yalnız bırakmamalıdır, çocuklarının bile göre harcanmasına eyvallah etmemelidir. Çünkü feda edilen her gençle, istikbalden ve istiklalden feragat edilmektedir. Ayrıca o çocukların tüm hayatları bir kalemde harcanmamalıdır abuk sabuk bir sebepten dolayı. O çocuklar bu toprakların garantörleridirler ve özgür olabildikleri kadar güçlüdürler ve güç katacaklardır dokundukları her şeye. Aciz, zayıf ve korkak bir gençlikten yarınlar adına bir şey beklemek ahmaklıktır. Daha sonra kuru hamaset ve kof edebiyat karın doyurmuyor. Ayrıca hiçbir anne baba evladını kolay şartlarda yetiştirmiyor ve onlara dair de çok güzel ve büyük hayaller kuruyorlar. Onların mutlu olmaları için kendi mutluluklarından feragat ediyorlar, onlardan kısmamak için kendi zevklerinden, ihtiyaçlarından, isteklerinden feragat ediyorlar. Şu an her yuvada nasıl bir sevinç, mutluluk var duyumsayabiliyor musunuz? Bu sevinci ve mutluluğu zehirlemeye hiçbir kimsenin, hiçbir yapının ya da hiçbir mekanizmanın hakkı yoktur, olamaz. Onlara dair besledikleri düşler gerçekleşince ruhları ağlıyor sevinçten, gözleri gülüyor mutluluktan anne ve babaların hatta tüm yakınların. Hissedebilir misiniz ne demektir bu? Hissedemezseniz anlayamazsınız, anlayamazsanız da yapmanız gerekeni yapamazsınız. Artık kaderimiz, kendi topraklarımızda ağlamak, acı çekmek olmasın, gülsün çocuklarımız, mutlu olsunlar, özgürce yaşasınlar ve tüm gönülleriyle hizmet versinler beslendikleri toprağa. Kimsenin kulu, kölesi olarak değil, özgür ve onurlu olarak insanca yaşasınlar. Çocuklara acımazsak, onları yetiştiren ve yetiştikleri günleri görmek arzusuyla yaşayan anne babalarına acıyalım. O çocukların nasıl doğduklarını, büyüdüklerini, yetiştirildiklerini ve yaşatıldıklarını hissedelim lütfen. Ne acılar çekiyorlar anne babalar düşünelim lütfen. Ne düşler besleniyor o çocuklarla ilgili anlayalım. Çocukları, büyüyüp, okuyup, kazandığında nasıl sevindiklerini, mutlu olduklarını hissedelim lütfen. Biz belki aklımızı kullanıyoruz, tuzaklara düşmüyoruz ama her çocuk böyle değil ki, anlayalım lütfen. Ya cezalandırılması gerekenler cezalandırılmalı ya da sonradan tüm günah çocuklara yüklenmemelidir. Ve yuvalar cehennem ateşine atılıp yürekler yakılmamalıdır. Çocuklarımıza, gençlerimize kıymayalım lütfen. Adil ve merhametli olmak, yüreklerden yüreklere kurulacak köprünün çimentosudur. Gücün ve başarının anahtarıdır aslında. Ama hep dediğimiz gibi hissetmek ve anlamak gerekiyor. Çünkü hissedemezsek anlayamayız, anlayamazsakta adil ve merhametli olamayız, adaletin ve merhametin olmadığı yerde cehennemden farksızdır.
Kaynak :
 
Üst